Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

Eski MISIR'da TIP BİLİMİ

          

            Mısır’da  tıp ilmini ortaya çıkaranlar gene rahiplerdir. Çünkü ilahlardan çare uman hastalar, mabetlerde rahiplerin tedavisine muhtaç olmuşlardır. Bunu meslek edinenler de olmuş ve bunlar sarayda önemli yer işgal etmişlerdir.  Mısırlılar çok mükemmel doktorlar yetiştirmişlerdir. Doktorlar devlet memuru olduklarından hastaları ücretsiz muayene ederlerdi.

            Doktor yetişmesi için okullar olduğu bilinmektedir. Sais ve Heliyopolis’te bulunan bu türden okullar bulunmuştur. Sais okulunun direktörüne ait belgeye 4. sülale zamanından itibaren rastlanır ve bu kişi “Doktorların En Büyüğü” unvanını taşımaktadır. Heliyopolis’teki Osiris okuluna bağlı olan bir sanatoryum direktörüne ise “Büyük Peygamber” denilmektedir. Bu meşhur doktorların mezarları arasında  “Hwy” adlı doktorun unvanı “En Büyük Peygamberlerden” olarak kaydedilmiştir. Ebers Papirüsü’nde ise, aynı doktorun göz hastalıkları için bir ilacın mucidi olduğu yazılmıştır.

           

            Tıp ilmini 3 temel üzerinde incelemek mümkündür:

             1-     İnsan vücudu ve fonksiyonları üzerinde bilinenler.

             2-     Hastalıkların çeşitleri ve tedavileri.

             3-     Hastalıklardan korunma çareleri.

               

            Bu temelleri inceleyebilmek için elde 5 tıp belgesi vardır ve hepsi de MÖ 2000. yıla aittir.

               Ayrıca MÖ 28. yy ’da  bir ölüm olayı dolayısıyla bulunan bir metinde doktorluğa ait yazılar bulunduğu gibi,bir başhekimin varlığı da haber verilmektedir. Olay şöyledir:

            “ Kral Neferkere, Thebes yapılmakta olan inşaatı gezmeye gitmiş, bu esnada baş mimar Veshptah birdenbire cansız olarak yere düşmüştür. Hükümdar derhal kütüphaneden tıbbi yazıları ve aynı zamanda başhekimleri getirtmiştir. Onlar baş mimarın ölmüş olduğunu bildirmişlerdir.”

            Bundan anlaşıldığına göre MÖ 3000 başlarında tıbbi metinler kütüphanelerde saklanmaktadır. Bunlardan hiçbiri günümüze kadar gelmemiştir.

 

           1- İnsan vücudu ve fonksiyonları üzerinde bilinenler:

            Mumyacılığın ilerlemiş olduğu bu devirde insan vücudu hakkındaki bilgiler konusunda pek ileri gidilmediği anlaşılıyor.

               Çünkü mumyacılıkla uğraşanlar, doktorluktan ayrı olan bir sınıf oluşturuyorlardı. Kadavra ile doğrudan doğruya temas halinde olan bu         insanların oluşturduğu sınıf aşağı sayılıyordu. Onun için insan vücudu içinde olan organlarla doktorlar pek az ilgilenmişlerdir. Diğer taraftan insan cesedi üzerinde incelemeler yapmak, din bakımından men edilmişti. Bu yüzden doktorlar anatomiden ziyade, yaşayan insanları baz almışlardır. Kalp ve bağırsakları zekanın merkezleri farz ederlerdi. Buna mukabil iskeletteki kemiklerin başlıcalarını, hemen hemen aslına uygun tarzda tasvir etmişlerdir.

               Ebers papirüsüne göre doktor, hangi organını tutarsa orada kalbin hareketini ve varlığını hissederdi. Kan damarları temiz hava ile şişerek  düzenli çalıştığı kabul edilirdi. Bununla birlikte kirli hava, bu damarları katılaştırır, tıkar ve ısıtırdı. İşte böyle anlarda doktor ilaçlarla bu durumu yatıştırır, onlara canlılık ve elastikiyet verirdi.

            Ölüm anında ise, bu hayat verici ruh, canla beraber çekilir, kan hava almaktan mahrum olunca pıhtılaşır ve damarlar böylece boşalarak nefesten kesilen canlı mahluk yok olurdu. 

2- Hastalıkların çeşitleri; Yaralar ve Tedavileri

Eski Mısır halkının hastalıklarıyla, şimdi Mısır’da yaşayan insanların hastalıklarıyla hemen hemen benzemektedir.

Papirüslerdeki yazılara ve mumyaların incelenmesinden çıkan neticelere göre; göz hastalıkları, kemik veremi, çocuk felci, anemi, çiçek, romatizma, apandisit, mide, karın ve mesane hastalıkları, bacaklarda varis, ülser ve çıbanlar, Nil çıbanı ve sara nöbetleri, diş çürümeleri ve daha bir çok hastalıklara Eski Mısırlılar maruz kalıyorlardı.

Diş hastalıkları, en eski mumyalar üzerinde tespit edilmektedir. Ancak daha sonraki devirlere ait olanlarında tedavinin daha çok tatbik edildiği görülmektedir. Bu da tıbbın ilerlediğini gösterir.

Bütün bu saydığımız hastalıklar ve yaralar, tıbbi metinler olan papirüslerde yazılmıştır. Mesela Smith Papirüsü’nde bir hastalık için şöyle bir metot kullanılmaktadır:

İlkönce, teşhise göre hastalığın genel adı ve bu hastalık için yapılacak işler. İkinci olarak, tıbbi inceleme. Burada daima aynı formülle başlanmaktadır.”Eğer şöyle bir hastalığı olan adamı tetkik edersen....” bu kısımda hastalığın gösterdiği bütün arızalar sıralanmaktadır. Üçüncüde, teşhis hastalığın adı “Bir hasta ki şu çeşit hastalıktan rahatsızdır”. Dördüncü  olarak, Pronostik. Burada doktor tarafından üç formül kullanılmaktadır: “Tedavi edebileceğim hastalık. Mücadele edebileceğim hastalık. İyi edilemeyecek hastalık”. Beşinci olarak, tedavi meselesine gelmekte ve bir takım açıklamalar ve tavsiyeler sıralanmaktadır.

Bu gibi durumlardan dolayı Mısır doktorları pek çok ilaçlar veriyorlardı. Ebers Papirüsü, bir çok hastalık durumu için 700 ilaç tavsiye etmektedir. 11. sülaleden bir kraliçenin mezarında bir ilaç kutusu içinde küçük ilaç kaşıkları, kurumuş ilaçlar ve çeşitli bitki kökleri bulunmuştur. Ramses’in Hattuşil’e yazdığı mektupta, bir doktorla beraber şifalı otlar gönderdiğini bildirmektedir.

İlaç yapılan maddeler şunlardır:

1-     Her türlü bitkiler ve ağaçlar. Bunlar en basit otlardan en büyük ağaçlara kadar sayılabilmektedir.

2-     Madeni cinsten olanlar, deniz tuzundan her türlü maden ve taşlar. Mesela metinlerde Memfis taşının bazı özellikleri olduğu yazılmış ve vücutta hasta bir kısma konulduğu zaman ağrı hissettirmeden cerrahi bir ameliyatın kolaylıkla yapıldığı kaydedilmiştir.

3-     Hayvanların bazı organları, çiğ et halinde veya taze kurutulmuş kanları da ilaç olarak kullanılmıştır. Mesela kertenkele kanı, domuzun dişleri ve kulakları, kaplumbağa beyni, loğusa kadının sütü en ilginç olanlarıdır.

 

3-Hastalıklardan Korunma Çareleri

     Mısırlılar çeşitli tedbirler almışlardır.  Mesela kanalizasyon yapmışlardır, böylece halkı bir çok hastalıktan korumuşlardır. Halkın sık sık yıkanmalarını temin edecek surette tedbirler alınmıştır. Dini inanışlara göre Mısırlıların oturdukları yerin, yedikleri şeyin temiz olması şarttı. Temizliğe çok önem verenlerden biri de rahiplerdi.  Saçlarını her üç günde bir kesen rahipler, iki defa gündüz ve iki defa da gece yıkanmaya mecbur tutulmuşlardır. Beyaz elbise giyen bu insanlar, temiz olmadığı sayılan domuz eti ve fasulyeyi yememeleri gerekiyordu. Suyu ise ya kaynatılmış ya da filtre edilmiş olarak içerlerdi.

   Bazı yazarların (W.Durant 1937 s.236-237) verdiği bilgilere göre, sağlıklarını korumak için devamlı vücutlarını yıkarlar, oruç tutarlar veya her gün bazen de her 3-4 günde bir midelerini ve bağırsaklarını boşaltırlardı. Çünkü vücuda yaramayan fazla gıdaların hastalığa yol açacaklarına inanıyorlardı. Herodot’a göre Mısırlılar Lidyalılardan sonra  en iyi sağlık kurallarına uyan insanlardır.

Tıbbi papirüslerde kadın hastalıları ve doğumu ilgilendiren metinler de bulunmuştur. Fakat çoğu sihir formülleriyle doludur.

Mısır mitolojisinde sağlığı koruyan ilahlar da vardır. “Tot” bunların başında gelir. İlahe “Seshet”: Kadın Hastalıklarını, “Seth”: Beyin Hastalıklarınının koruyucusudur. Bunların başında “Imhotep” tıp ilminin başlıca  temsilcisi sayılmaktadır.